Hayat Sevince Güzel


Blog

20.05.2016 15:08

Dergi Dünyası MERHABA!

Arada sırada da olsa sayfama ziyarette bulunanlar olduğunu bilerek ve umut ederek yazıyorum bunları.

Bilen bilir, uzun zamandır kalemim düşmez elimden...Sanal ortamda yayınlıyordum içimden geçenleri bir süredir ama hayatımda bir dönüm noktası yaşanıyor!

Berhava Aylık Edebiyat Dergisi Yaz Sayısı'nda "Gizli Mabedin İncisi" adlı öyküm yayınlanmış bulunmakta!

Berhava'yı okuyun okutun güzel bir dergi.Herkesin kendinden bir parça, kendinden bir hikaye bulabileceği bir dergi.

Berhava'da başlayan serüvenim nerede nasıl devam eder bilinmez lakin yılmayacağım kesin...

Edebiyatla,sevgiyle kalın...

—————

03.05.2016 18:15

KİRLİ OLMAK

Türk Dil Kurumu YİNE bir bomba patlatmış!"kirli:regl(adet) dönemindeki kadın" diye bir tanımlama yapmış sağolsun!

Yıllar önce Safiye Sultan serisini okumuştum.Orada bahsedildiğine göre Osmanlı'da haremlerde kadınların regl dönemleri dört gözle beklenirmiş vücuttan atılan kanı toplayabilmek için.Çünkü o kanlar özellikle çiçek aşısı yapımında kullanılırmış."kirli"(!) olmaktan hiç o kadar gurur duyduğumu hatırlamıyorum!Düşünsene senin bedeninde üretilen kan aşıya dönüşebilme ve insanların hayatını kurtarabilme özelliğine sahip!yahu KADIN sen ne yüce ne değerli ne özel bir varlıksın!

TDK'ya sevgilerimle!

Kirlenmek güzeldir hanımlar utanmayın!

—————

19.04.2016 01:59

Bipolar Bozuklukla Yaşamak

"Üçü Bir Arada" bir hayattan hepinize merhaba!

Evet,doğru duydunuz üçü bir arada yaşıyorum ben.Bazen çok neşeli uyanıyorum.İlerleyen saatlerde nedeniz yere duygu durumumda ani değişimler yaşayabiliyorum.Bazen de gayet sakin bir ruh halindeyken umulmayacak durumlara aşırı alınganlık gösterip bunu depresif ruh haline kadar sürdürebiliyorum.Alışmam zaman aldı kendime ama alışmaya başladığımı hissediyorum.

İnsan kendine alışamazken başkasından bu fedakarlığı bekleyebilir mi?

Çoğu zaman her şeye Çarşı gibi isyan halde yaşıyorum.Kendimden yoruluyorum.Ruhumdaki çalkantılardan bitkin düşüyorum.Sonra diyorum ki "Kızım yaşadığın şey zaman zaman durulan bir girdap!Başkasını da sürüklemeye hakkın mı var?".Öyle zamanlarda aklıma ailemi özellikle de annemi getirmeye çalışıyorum.Çünkü bana en çok tahammül gösterebilendir kendisi.Zaten ailem ve doktorumdan başka kimse bana yaren olmaya EVET demedi ki.Herkes pes etti,çoğu yoruldu.Bazılarını da ben uzaklaştırdım kendimden,belki de kıyamadığımdan.Hakkım var mı başka birinden bu hayatı yaşamasını beklemeye bilmiyorum.Ben bile kendimden bu kadar yoruluyorken...Belki de vardır.Belki de ruhu yorgun herkes gibi her şeyimizle çok sevilmeye doyasıya sevginin tadına varmaya ihtiyacımız vardır iyileştirebilmek için ruhumuzu.

Bipolar hastası olduğumu ve bana getirecekleriyle benden götüreceklerini kabullenmem 4 senemi aldı.İlaçları içmem gerektiğini kabullenmeye de son 3 senede başladım...Umarım bu çalkantılı hayata ve şu hak etme mevzuuna akıl sır erdirmem o kadar uzun sürmez...

Sevgiyle kalın

—————

09.04.2016 12:00

AŞK YOK OLMAKSA HERKESİN BİR YILDIZI OLMALI

 

ENDYMİON EFSANESİ: Ay Tanrıçası Selene ile Çoban Endymion’un Aşkı

Parlak ayın çevresinde sayısız yıldız

Rüzgarsızken duru gökyüzü

Nasıl yanarsa ışıl ışıl.

Bütün doruklar, sivri kayalar ve çayırlar

Nasıl serilirse göz önüne

Gökler yırtılıp ta açılır

Tekmil yıldızlar görünür

Ferahlar yüreği çobanın.

Endymion efsanesi, Homeros’un bu birkaç dizesinden doğmuş gibidir. Ama bu efsanenin asıl kahramanı eski adıyla Latmos, bugün Beşparmak diye anılan dağdır. Beşparmak dağının eteğinde Menderes nehri, kendi doğal ortamında akarak binbir dolanışla gümüşten aylar çizer. Koca nehir, Bafa Gölüne ve batıda adalar denizine pırıl pırıl boşalır. Geceleri Bafa Gölü, tepsi dolu gümüştür.

Beşparmak dağının görkemi, insan hayalini uzak geçmişlere, kıtaları sarsıp dağları birbirinin üzerine yığan büyük yer sarsıntıları çağına götürür. Beş doruğunu, bir elin beş parmağı gibi göğe uzatan bir dağa bakarken o depremlerin gürleyişini duyar gibi olur insan. Ama ay ışığı bu dağların sertliğini şeker gibi eritir ve çatık kaşlarını çözer. O zaman insan bir dünya manzarası değil, yeryüzüne paldır-küldür yığılmış bir cennet manzarası görmüş gibi olur insan.

Endymion, Beşparmak dağında sürülülerini otlatan bir çobanmış. Kavalından başka bir varlığı olmayan yoksul bir çoban. Gündüz kayadan kayaya hoplayıp-zıplayan boynuzlu, sakallı karakeçilerini gözlermiş. Yamacın mis kokulu kekiklerini yiyen sürülerinin titrek meleyişlerini dinlerdi. Kavalı, onun biricik dostu ve sırdaşıydı. Dağlarda yalnız başına yaşamın verdiği özgürlük, açıklık duygusunu da, kalabalık şehirlerde oturan hemcinslerine özlemini söylemekle kalmaz, kara dorukları yeşil çimenlerin, bulut bulut yapraklarıyla sağa sola serpilmiş ağaçların, cıvıl cıvıl akan suların da seslerini duyururdu.

Bu ıssız dağlarda Endymion ne kavalını üflerken, ne taze çayırın üstüne uzanıp sere serpe uyurken; kimsecikler görmezdi onu… Yalnız ay ışığı görürdü, onun gürbüz bedenini, erkekçe güzelliğini. Ay tanrıçası Selene, Endymion’a baka baka güzelliğini vermiş. Her gece üzerine eğilir, gümüş ışığıyla ona sarılıp çayırın üstüne yatırır, kollarını sevgilisine açardı. Selene, gökte, ne zaman, nerede doğarsa doğsun hemen çobanına koşar, gövdesini ışınlarıyla sarar, onu öperdi.

Ne var ki Selene, bazı gece daha çok, bazı gece daha az kalırdı sevgilisinin yanında. Ayın Endymion’la hiç birleşmediği karanlık geceler de vardı. Onlar Beşparmakların dorukları gibi kara, korkulu bir bekleyiş içinde geçerdi. Ama bu bekleyiş uzun sürmez, ilk ay gökyüzünde gözüktü mü, Endymion’la Selene gene buluşurlar, denizden yeni çıkmış balıklar kadar serin, diri, parıltılı gövdelerini birbirlerine değdirirlerdi.  Her buluşmada ilk defa buluşuyorlarmış gibi olurlar, hiç tatmadıkları bir tadı dudaklarında eme eme doyamazlardı. Her öpüşmede gövdeleri daha da aydınlanır, tepeden tırnağa ışık kesilirdi. Endymion’la Selene için sevgi, ışığın ta kendisiydi.

Ölümsüz tanrılar, kimi zaman insanların mutluluğunu. Sevgiyle insanların bir çeşit ölümsüzlüğe ermelerini, tanrılara denk gelmesini istemezler de ondan. Ama tanrıların tanrısı Zeus, Selene ile Endymion’un hep yenilenen, bitmez-tükenmez sevgilerinden hoşlanmış, Beşparmak dağlarının yoksul çobanına bir armağan vermeyi düşünmüş, dile benden ne dilersen demiş ona. Endymion ne dilesin; ölümsüz bir uykuyla uyumayı dilemiş.

O gün bu gün, Beşparmak Dağı dorukları ay ışığında karlı gibi ağarır. Ulu çamları, uyuyan ve ışıklı düşler gören insanlara benzer. Nereden geldiği belirsiz bir esintiyle, yapraklar ürperir, fısıldaşır zaman zaman. Ay ışığı göklere parmak uzatan doruklardan aşağı şarıltısı gibi şarıl şarıl akar. Yamaçlarda çobanların yaktığı ateşler mavi mavi tellenen ince dumanlar salar. Endymion’un kavalı yankılanır kayadan kayaya… Hep aynı sestir o, dağların ıssızlığını, insanların özlemini söyler. Ayın çevresinde yıldızlar kıpırdaşır. Gökler, sanki yırtılmış, açılmıştır. Beşparmakların Çobanı Endymion’un ölümsüz mutluluğunu gözümüzle de görebiliriz.

Kaynak: Milas Kentimiz, Sevdamız ve Hüznümüz Bizim, Nevzat Çağlar Tüfekçi, Kendi Yayını, 2005, Baskısı Tükendi

www.milasbilgi.com/milas-efsaneleri/190-endymion-efsanesi-ay-tanricasi-selene-ile-coban-endymionun-aski

—————

14.02.2016 22:18

Dönüş Vakti


Ben bu siteyi içimden taşanları paylaşabilmek için oluşturmuştum ve uzun zamandır yeni yazı eklemedim. Çünkü canım ülkemde ve de çevremde yaşananlar hep acı ve gözyaşı dolu, ne yazık ki. Ne yazabilirim ki...Ne zaman bir şeyler yazmaya niyetlensem isyan ederken buldum kendimi! 

Bugün güzel şeyler yazmaya zorlayacağım kendimi. Günün anlam ve önemi gibi...

Bugün neredeyse herkesin bildiği gibi Sevgililer Günü ya da diğer bir deyişle Dünya Sevgi Günü. Kimimiz 14 şubat kutlamalarını "kapitalist sistemin dayatması" kabul ediyor, kim bilir öyledir belki ama bana sorarsanız geçmişte Aziz Valentine'i anmak için etkinlikler yapılan bir tarihken şimdi en azından "Bugün bari kavga etmeyelim,birbirimizi mutlu etmeye çalışalım.Hediye alıp başbaşa yemek yeriz belki." diyen çiftler var etrafta. Hayatlarımızda bu kadar çoğalmış bir şiddet olgusu varken bugüne sahip çıkmalıyız belki de... 

14 şubat aynı zamanda Dünya Kısa Öykü Günü...Benim ve benim gibi amatör veya benden usta öykü yazarlarımızın kutladığı ve de kutlaması gereken bir gün. Güzel bir tarih kısacası Şubat'ın 14'ü!!! www.worldshortstoryday.org sitesinde detaylı bilgi var. Bugün için bildiriyi bu sene usta kalem Ayşe Kulin kaleme aldı ve bugün 14.00-16.00 arasında okundu. Herkesin hayatı bir öyküdür madem HEPİMİZİN Dünya Öykü Günü kutlu olsun!

Sevgiyle ve edebiyatla kalın!!

—————

15.07.2014 15:32

Zorla Güzellik Olmaz

    Az önce bir film izledim ve o filmin etkisiyle yazıyorum bunları...Çevrenizde tecavüze uğrayan kimse var mı?Benim çok sayıda var.Türk toplumundaki çoğunluğun aksine ben onları dışlamıyorum ya da onlara acımıyorum;aksine bir çoğuna hayranım bile denebilir.Çünkü pes etmek,hayattan vazgeçmek yerine daha sıkı tutunuyorlar hayata,başkalarına göre daha güçlüler.Ancak bizim toplumumuz ve diğer müslüman toplumlara göre onlar kurban değill suçludur,ne yazık ki...İşte yıllardır anlamaya çabalayıp da anlayamadığım yegâne şeydir bu durum neredeyse...Özellikle müslüman toplumlarda tecavüze uğrayan değil de tecavüz eden kurban olarak kabul ediliyor.Vay efendim giyimine dikkat etseymiş,vay efendim kullandığı parfüme dikkat etseymiş,vay efendim doğru yerlerde gezseymiş...Lakin kimse çıkıp da sormuyor ki "Efendi!Nefsine hakim olmayı neden denemedin?";oysa ki kilit sorumuz bu olmalı bence.Feminist değilim ama kadınla erkeğin eşit olduğunu savunurum.Her nasıl ki erkek kafasına göre giyiniyor ve geziyor ise kadın da Tanrı katında aynı derecede kuludur Tanrı'nın ve o da erkek gibi istediği şekilde giyinme,gezme,süslenme hakkına sahiptir.Gerçi işin şöyle can yakan bir tarafı da var ki tecavüze uğrayanlar sadece kadınlar değil artık.Erkeğin erkeğe ya da kadının erkeğe tecavüzüne de denk gelir olduk.O yüzden kimse eşcinsellere laf etmesin bir çoğunun durumu tercihten değil üst üste uğradığı tecavüzler sonrası ortaya çıkan "alışkanlık hâlinden".

    Bir de işin komik tarafı var.Bazılarının konuşmalarını duyuyorum."Zorla tecavüz etmiş." ya da kurbana soruyorlar "Zorla mı tecavüz etti?Kıyamam yaaaa...".Arkadaşım zaten tecavüz dediğimiz olgu "zorla girilen cinsel ilişki"dir.Bir de bir laf var "Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın."...Gel de sinir olma!Gerçi onlar da haklı bir yerde;ne demişler el elin eşeğini ıslık çalarak ararmış...Karşısındaki insan durumu zaten zor atlatıyor bir de sen karşısına geçip onun canını daha da çok yakıyorsun...Galiba toplumumuz sadist biraz,ne dersiniz?Anlamalıyız artık şunu:KİMSE ZORLA YAPTIĞI BİR EYLEMDEN MUTLULUK DU-YA-MAZ!İnsanın doğasına aykırı bir kere!

    Çözüm kolay ERKEK MİLLETİ NEFSİNE HAKİM OLMAK ZORUNDA!   

—————

14.07.2014 21:07

Ya Anka Kuşu'sun,Ya Serçe...

    Hayat dediğimiz olgunun aslında karnavaldan pek de bir farkı yok zannımca...Zirâ hayatın da neşeli,kafa karıştıran ve korkutan kısımları var.Tıpkı karnaval alanlarındaki atlı karıncalar,dönme dolaplar ve korku oyuncakları gibi...Kısacası hayat baş etmesi zor bir oyun;ya yenersin ya yenilirsin!

    Peki ne yapmalıyız?Önümüzde iki seçenek var:

  1. Anka Kuşu oluruz.Her zorluktan biraz daha güçlü bir şekilde çıkarız.Candan Erçetin'in Parçalandım şarkısında dediği gibi;daha güçlü,daha sağlam,daha sakin,daha olgun...
  2. Serçe oluruz.Gözyaşlarımız bizim ölümümüz olur.Zorluklar bizi bir kere düşürür ve bir daha kalkamaz hale geliriz...

—————